Antik Mısır'da bir taşın değeri pazarda belirlenmezdi. Firavunun tacına kakılan taş, milyonlarca yıl önceki jeolojik süreçlerin değil, tanrıların armağanıydı. Renk, köken ve sertlik ayrı ayrı anlam taşırdı; bir lacivert taşının gökyüzü mavisi, bir karneolun kan kırmızısı ya da bir kireçtaşının beyazı birer estetik tercih değil, birer dini kod olarak okunurdu. Bu yüzden Mısır takı ustaları aynı zamanda bir tür papaz, bir anlam çevirmeniydi. Lacivert taşı, Mısırlıların en kutsal minerallerinden biriydi. Mavi rengi Ra'nın gökyüzüyle, Nil'in yansımasıyla ve tanrıların saçlarıyla özdeşleştirilirdi; bazı metinlere göre tanrıların saçları lacivert taşından yapılmıştı. Taş Afganistan'dan gelen uzun kervan yollarıyla Nil deltasına ulaşıyordu ve bu uzaklık, onu hem pahalı hem de gizemli kılıyordu. Tutankhamun'un maskesindeki gözler, saç telleri ve kaş süslemeleri lacivert taşıyla yapılmıştır; o maskenin sizi izlediği hissi kısmen bu tanrısal renk yükünden gelir. Karneol, Mısır geleneğinde yaşam, kan ve güneşin gücüyle ilişkilendirilirdi. Kan rengi kırmızısı onu Horus'a ve güneşin yoğun öğle saatine bağlardı; bu yüzden güç bileziği ve tılsım olarak savaşa gidenler tarafından taşınırdı. Aynı zamanda İsis'in özellikle koruyucu rolüyle de ilişkilendirilir; bazı metin ve kazımalarda İsis'in kanından ya da etinden lacivert taşı değil, karneol doğduğu yazılıydı. Bu taşın kırmızısı hem yaşam hem de savaş rengiydi. Firuze, Mısır'ın kendi topraklarından çıkıyor olması nedeniyle de özeldi. Sina Yarımadası'ndaki madenler çok eski dönemlerden beri işletilmekte ve firuzenin mavi-yeşil tonu Hathor'la özdeşleştirilmekteydi; güzellik, sevgi, şenlik ve bereket tanrısı Hathor'un rengi olarak bu taş özellikle kadın mücevherinde ve annelik tılsımlarında yaygın biçimde kullanılırdı. Mısır mücevherinde türkuaz tonunu gören pek çok parça bugün cam ya da fritleş yani fayans denilen ateşlenmiş cam-kuvars pasta olarak ortaya çıkıyor; Mısırlılar doğal türkuaz bulamadıklarında onun rengini taklit ederek üretiyorlardı ve bu bize rengin taşın kendisinden daha önemli olduğunu gösteriyor. Yeşil rengin tamamlayıcısı yeşim benzeri taşlar da Mısır geleneğinde yer buldu. Ofiyokalsit ve yeşil mermer, yeniden doğuşu ve bereketi temsil ederdi; Osiris'in yeşil cildi, çürümenin değil toprağın ve Nil'in bereketli çamurunun rengiyle özdeşleştirilirdi. Bu yüzden ölü ve diriliş ritüellerinde yeşil taşlar önemli bir yer tutardı. Mısır takı ustasının elinden çıkan her eser, en azından iki dilde konuşuyordu: bir dilde güzellik, diğerinde teoloji. Karnesini bugün müze vitrinin ardından izlediğinizde ya da Tutankhamun maskesindeki gözlere baktığınızda, o iki dili aynı anda duyuyorsunuz. Lacivert taşının mavi sessizliği bir renk değil, on binlerce yıllık bir inancın yüküdür.