Anadolu'nun orta yaylaları, binlerce yıldır dünyanın en eski mücevher atölyelerinden birini barındırdı. Hitit uygarlığı, MÖ 1700 ile 1200 yılları arasında bu topraklarda kurduğu devletle yalnızca siyasi değil, sanatsal bir iz de bıraktı; özellikle değerli taşlar ve maden işçiliğinde, çağının çok ötesinde bir ustalık sergiledi. Bugün Anadolu'nun toprak altından çıkan altın fibulalar, lapis lazuli mühürler ve taş oyması figürinler, bir uygarlığın madeni ve toprağı nasıl okuduğunu bize fısıldıyor. Hitit mücevheri önce törenden geçer. Taşlar, kutsal ritüellerin ayrılmaz bir parçasıydı; tanrı heykellerinin gözlerine değerli taş kakılır, sunulan armağanlar arasında oymalı mühür taşları bulunurdu. Büyük Kral'ın tacında lacivert taşı, yakut ve altın yan yana gelirdi; bu bileşim hem görkemi hem de tanrısal korumayı simgeliyordu. Bilhassa lapis lazuli, Mezopotamya'dan gelen uzun ticaret yollarıyla Hattusa'ya ulaşır ve en kıymetli objelere kakılırdı; o derin mavi, tanrıların gökyüzü rengi olarak okunurdu. Mühür taşları Hitit dünyasında kimliğin ve yetkinin taşıyıcısıydı. Sert, cilalanabilir mineraller üzerine oyulan silindir ve damga mühürler, anlaşmaların ve belgelerinin resmi nişanıydı. Hitit tableti bir sözleşme içeriyorsa, taşın baskısı onu geçerli kılardı. Bu mühürlerin üzerinde çoğunlukla eski Hiyeroglif ile yazılan adlar ve unvanlar, bir taşın üzerine sığdırılan siyasi bilinç gibidir. Kazıcılar bugün bu mühürleri siyasi bir harita gibi okur: kimin mühüründe hangi taş ve renk vardır, nereden gelmektedir. Alacahöyük ve Hattusa kazılarında gün yüzüne çıkan altın işçiliği, Hitit ustalarının metalleri de taş gibi çalıştığını gösterir. Granülasyon tekniğiyle minik altın kürecikler yüzeye yerleştirilmiş fibulalar, taşları kakılmış bilezikler ve boğa başlı altın kaplıca ibrikler, aynı elin hem mücevheri hem de ritüel kabı yarattığını gösteriyor. Altın tek başına değil, taşla bir araya gelince anlam kazanıyordu; metal taşıyıcıydı, taş ise anlamdı. Hitit uygarlığı MÖ 1200 civarında büyük bir çöküşle sona erdi; ardından gelen karanlık çağda bu tekniklerin bir kısmı kayboldu, bir kısmı ise Frig ve Lidya kuyumcularına miras kaldı. Anadolu'nun toprağı bu mirası gizledi ve yavaş yavaş, kazma kazma geri verdi. Bugün Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenen Hitit eserleri, o eski Anadolu atölyelerinin sessiz tanıklarıdır. Bir lapis lazuli parçasının içindeki mavi, binlerce yıl önceki bir Hitit ustasının elini ve gözünü hâlâ taşıyor.